İZÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@İZÜ, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

İndekslere Göre Dağılım
Yıllara Göre Dağılım
Türlere Göre Dağılım
Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Yayın , Helal ve Sağlıklı Gıda(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2020) Yetim, Hasan; Yetim, Hasan; Türker, SelmanBütün inanışlarda insan yaşantısını düzenlemeye yönelik bazı yazılı veya yazılı olmayan kurallar vardır. Yiyecek ve içeceklerle ilgili çoğu inanışta uygun görülen, övülen ve reddedilen bazı gıdalar bulunmaktadır. Özellikle ilahi dinler yani Müslümanlık, Musevilik ve Hıristiyanlık kapsamında incelendiğinde bu durum hakkında her bir dinde farklı ya da benzer kuralların mevcudiyeti görülebilir. Bu durum, günümüz teknolojisi, üretim teknikleri ve katkı maddeleri açısından değerlendirildiğinde, İslam dininde ‘Helal Gıda’ ve Musevilikte ‘Koşer Gıda’ kavramları, öne çıkmaktadır.Helal gıda, son yılların en güncel konuları arasındadır ve helal gıdaya olan ilgi ve talep, ülkemizde ve dünyada her geçen gün artarak devam etmektedir. Müslümanlar için Helal ve kaliteli gıdaları daima güvence altına almak, sadece dini bir yükümlülük olarak değil aynı zamanda aktif ve sağlıklı bir yaşam için de önemlidir. Son yıllarda artan Helal gıda talebi, sadece Müslümanlardan değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve kalitesinde (tayyip gıda) ekstra güvenlik isteyen diğer tüketicilerden de kaynaklanmaktadır. İslâm dinine göre Helal gıda; yenilmesine içilmesine izin verilen gıdadır. İlgili olarak helal gıda; dini, hijyenik ve sağlık bakımından mahzursuz anlamına da gelmektedir. Gıdaların sağlık boyutu yanında bir de dini boyutu vardır. Zira dindarlar özellikle de Müslümanlar, inançları gereği, tükettikleri gıdanın güvenli olması yanında helal olmasına da önem vermektedirler. Hatta işin dini boyutu bir adım daha öne çıkmaktadır. Dinin kesin bir dille yasakladığı bir gıdanın, gıda güvenliği açısından sahip olduğu nitelik, bir müslüman için çok da önemli değildir. Gıda sanayiinin ulaştığı teknolojik seviye, gıda ürünlerinin çeşitlenmesi, genetiği değiştirilmiş gıdalar, gıda katkı maddelerinin kaynağı ve çeşitliliği, uluslararası ticaretin artması, refah seviyesinin artması ile beraber ulaşım imkanlarının gelişmesi, günümüzde gıdaların helalliği konusunu geçmişe göre daha da karmaşık hale getirmiştir.Bu ders kitabı, Necmettin Erbakan Üniversitesi ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümlerinin müfredatlarında seçmeli ders olarak yer alan ve seçmeli olmasına rağmen öğrencilerimizin yoğun ilgisini çeken “Helal ve Sağlıklı Gıda” ile “Helal ve Koşer Gıdalar” dersleri için hazırlanmıştır. Ders notunda; helal gıda, sağlıklı gıda ve gıda güvenliği kavramları çerçevesinde çeşitli inanışlara göre özellikle de İslam dinine göre helal kavramı etraflıca açıklanarak; haram ve şüpheli gıdalar elealınmıştır. Helal ve sağlıklı gıdaya ulaşmak evrensel bir haktır. Tüketicilerin bu evrensel hakkı elde etmelerinde gıda mühendislerinin sorumluluğu büyüktür. Bu ders notunun, öğrencilerimizin meslek hayatına atıldıklarında bu sorumluluğu layıkı ile yerine getirmelerine katkı sağlaması en büyük dileğimizdir. Yaklaşık on yıldır, bizim de içinde yer aldığımız her branştan (fıkıh, tıp, gıda, kimya, eczacılık, biyoloji, mikrobiyoloji, veterinerlik vb) 20’yi aşkın bir akademisyen grubu, Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu çatısı altında, helal ve sağlıklı gıda konusunda interdisipliner çalışmalar yürütmüş ve bu çerçevede bir çok toplantı, çalıştay ve kongre düzenlemişlerdir. Bu platform çatısı altında yapılan çalışmalar neticesi, Helal ve Sağlıklı Gıda konusunda çok zengin bir görüş, düşünce ve literatür birikimi olmuştur. Bu ders kitabında yer alan konuların önemli bir bölümünün yazılması, bu çalışmalar sırasında görüşülen konular, değerlendirilen kaynaklar ve ortaya çıkan sonuçlardan yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu hususta emeği geçen platform üyesi bütün hocalarımıza, arkadaşlarımıza ve kitabın basımını gerçekleştiren İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörlüğüne şükranlarımızı arz ediyoruz. Prof. Dr. Selman TÜRKER Prof. Dr. Hasan YETİM Eylül - 2020Öğe Türü: Yayın , Vakıf ve Yoksullukla Mücadele(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2019) Bulut, Mehmet; Bulut, Mehmet; Korkut, Cem; Yıldıran, SafaYoksulluk, kişinin yaşam standardını iyileştirme imkânı bulamamasıanlamına gelmektedir. Yoksulluğun sadece ekonomik sonuçlarıdeğil sosyal sonuçları da vardır. Bu nedenle yoksulluğa karşımücadele sadece ekonomik boyutta değil, toplumsal boyutta dayapılmaktadır. Yoksulluğa karşı bu iki yönlü savaşı yapabilecekkurumlardan biri ve belki de en önemlisi vakıf kurumudur.Vakıflar, kamu ve özel sektöre ek olarak üçüncü bir sektör olaraktoplumsal hayatta rol oynamaktadır. Vakıflar sayesinde birçokkamu hizmeti gönüllü kuruluşlar tarafından sağlanmaktadır. Buşekilde, kamu yükü de azalmaktadır. Diğer yandan vakıflar sosyaldayanışmayı arttırmaktadır. Vakıflar, yardımlaşma ve dayanışmatemelli kurumlar oldukları için sosyal yapının korunmasında da roloynamaktadır. Bu dayanışmanın neticesi olarak da yoksulluğunortaya çıkardığı sorunların ağır etkisi nispeten iyileşmektedir.Tarih boyunca vakıflar, özellikle İslam toplumlarında, toplumsalpatlamaları önleyen bir iş birliği mekanizması oluşturdular. İslam'ınyoksullara ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi (infak etmeyi) teşvikeden bir din olması, vakıfları yoksullukla mücadele aracı olarakkullanmayı mümkün kılmaktadır.Vakıfların kolektivist yapısı ve İslam'ın ve İslam ekonomisinintoplumun çıkarlarına öncelik veren özellikleri neredeysebütünleşmiş durumdadır. Bu uyum sayesinde vakıflar, İslamdünyasında oldukça yaygın kurumlar haline gelmiştir. Hatta,toplumdaki girişimcilerin finansal ihtiyaçları bile vakıflar tarafındankarşılanmıştır.Ekonomik kalkınmaya dönüşmeyen ekonomik büyüme moderniktisat sisteminin en önemli problemlerinden birisidir. Modernçağda, maalesef, ekonomik büyüme sadece rakamlarla ifadeedilen bir kavram haline gelmiştir. Niceliksel büyümeye rağmeninsanların yaşam standartlarındaki düşüş, zenginler ve yoksullararasındaki gelir adaletsizliği ve sosyal patlamalar bu durumun sıkgörülen işaretleridir. Elinizdeki bu kitapta tarihten günümüzevakıfların yoksulluğu azaltmada nasıl bir rol oynadığı ve modernsisteme potansiyel katkıları kapsamlı bir şekilde incelenmektedir.Yasin Yılmaz, “Yoksulluğun Önlenmesinde Vakıfların Rolü” başlıklıbölümde İslam medeniyetinde vakıfların yoksulluklamücadeledeki rolünü tartışmaktadır. Tarihten verdiği vakıförnekleri ile çalışmasını zenginleştiren Yılmaz, Kur’an-ı Kerim vehadislerden alıntılar ile infak mekanizmasının yoksulluklamücadeledeki etkisine değinmektedir.Mehmet Ünal ise “Vakfı Besleyen Manevi Dinamiklerden OlarakKur’an’daki İnfak, Sadaka ve Zekât Kavramlarına Genel Bir Bakış”bölümünde infak kavramı çerçevesinde vakıfların gelir kaynaklarınıincelemektedir.“Hz. Peygamber’in Ganimet Dağıtımında Yoksulları Gözetmesi”başlıklı bölümde Cafer Acar, Hz. Peygamber’in yaşamı süresincekatıldığı savaşlarda elde edilen ganimetlerin yoksullukla mücadelebağlamında dağıtılışından bahsetmektedir. Acar, her ne kadarana amaç ganimet elde etmek olmasa da gazve ve seriyyelersonucu elde edilen ganimetlerin Müslümanların yoksulluklarınıgidermek konusunda rol aldığını söylemektedir.Mehmet Çakırtaş ise “Emevîler Döneminde Yoksulluk Olgusu veÖmer b. Abdülaziz’in Yoksullukla Mücadelesi” bölümünde HalifeÖmer b. Abdülaziz’in yoksullukla mücadele politikalarınaodaklanmaktadır. Çakırtaş, Ömer b. Abdülaziz’in yoksulluklamücadele politikasının adil bir vergi sistemi inşa etmeye, devletharcamalarında şeffaflığı ve denetimi sağlamaya, devletkaynaklarını toplum yararı için kullanmaya, lüks ve israftan uzakdurmaya ve yetimler, yoksullar, borçlular gibi dezavantajlı sınıflarıkoruma ve gözetmeye dayandığını söylemektedir.“İktisadi Bir Kontrol Mekanizması Olarak Hisbe Teşkilatı ve VakıfÖrneği” başlıklı bölümde Aydın Kudat ve M. Furkan Gündoğdu,hisbe teşkilatının tarihsel kökenlerine inerek denetim mekanizmasıişlevinin yoksullukla mücadeledeki etkisini incelemektedir.Mustafa Özkan, “Hz. Muhammed’in Yoksullukla MücadeleStratejisi” başlıklı bölümde Hz. Peygamberin vakıf üzerindenyoksullukla mücadelesinin mahiyeti üzerinde durulmaktadır. Özkançalışmasında hadisler aracılığı ile Hz. Muhammed’in yoksulluğa ve yoksullukla mücadele politikalarına yaklaşımına dikkatçekmektedir.“Yoksullukla Mücadelede Şirketleşmenin Yeri ve Önemi ” başlıklıbölümde Aydın Kudat ve Nurgül Yel konuyu farklı yönden elealmaktadır. Şirket tanımının kavramsal kökenlerini araştıran Kudatve Yel, vakıfların iştirak ve dayanışma kültürünü besleyerekyoksullukla mücadelede üstlendikleri rolü tartışmaktadır.Ahmet Yıldırım ise yoksulluğu dilencilik bağlamında değerlendirdiği“Yoksulluğun Sebep Olduğu İslam Kentlerinde Dilenci ve Dilencilik”başlıklı bölümde dilencilik kavramını çok boyutlu olarak tür, sebepve sonuç bağlamında ele almaktadır. Yıldırım, dilenciliğinazaltılmasa için sivil toplum kuruluşlarına düşen rolüvurgulamaktadır.“Yoksullukla Mücadele Kapsamında Toplumsal Kalkınmada ParaVakıflarının Değerlendirilmesi” başlıklı bölümde Aydın Kudat veCem Korkut, Osmanlıların finans sisteminin dayandığı temel kurumolan para vakıfları özelinde vakıfların özellikle Osmanlılardayoksullukla mücadeledeki rolüne vurgu yapmaktadır. Kudat veKorkut, para vakıflarının günümüz iktisadi şartlarına göre formüleedilmesinin Müslüman ülkelerde toplumsal kalkınmada etkiliolabilecek bir politika olabileceğini savunmaktadır.Yakup Özsaraç, “Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivindeki VakfiyelereGöre Afyonkarahisar’daki Vakıflar ve Para Vakıfları” başlıklıbölümde Osmanlı döneminde Afyonkarahisar’da kurulan vakıförneklerinin kuruluş amaçları doğrultusunda yoksulluklamücadeledeki rollerini araştırmaktadır.“Asırlarca Süren Bir Vakıf Örneği: Diyarbakır Örfioğu Vakfı”bölümünde yazar Şakir Diclehan, Diyarbakır’da halenfaaliyetlerine devam eden ve kurucularının kendisinin de akrabasıolduğu bir vakıf örneği üzerinde durmaktadır.Fatih Kaplanhan ise “Vergi Teşviklerinin Vakıf Bağışlarındaki Rolü”başlıklı bölümde günümüzde vakıf özelinde sivil toplumkuruluşlarına yapılan yardımlar ile vergi bağlantısını analizetmektedir. Kaplanhan bu bölümde özellikle yardımlar içinsağlanan vergi istisnalarının yoksullukla mücadeledeki rolünüvurgulamaktadır.“Türkiye’de Yoksullukla Mücadelede Vakıfların Rolü” başlıklıbölümde İbrahim Halil Oğuz ve Demet Oğuz, Türkiye’de sosyalyardımların yoksulluk üzerindeki etkisini incelemektedir. Yazarlar,yoksulluk oranını, tüketici fiyat endeksi, kişi başına düşen reel GSYHve toplam dış ticaret, sosyal yardımlaşmayı temsilen kullanılansosyal harcamaların üzerindeki etkileri, kısa ve uzun dönemlietkilerini incelemek amacıyla ARDL sınır testi yaklaşımındanfaydalanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre,sosyal yardımlardaki artışın hane halkı tüketim harcamalarını pozitifarttırdığı sonucuna ulaşılmıştır.Aydin Kudat ve Bilal Yıldırım, “Yoksullukla Mücadelede Farklı BirYaklaşım: İslami Finans” başlıklı bölümde İslami finansın temel ilkeleridoğrultusunda geliştirilen enstrümanların üretim ve yatırıma katkısısonucu yaratacakları istihdamın yoksullukla mücadeledeki rolüneodaklanmaktadır.“Vakıf ve Yoksullukla Mücadele” başlıklı bu eser çok yönlü vekapsamlı bir şekilde vakıflar özelinde infak mekanizmasının İslamtoplumlarında yoksullukla mücadeledeki rolünü teori, pratik vezihniyet bakımından ortaya koymaktadır. İslam toplumlarının kendimedeniyetine ait kurumlar çerçevesinde kalkınma hamlesineyönelmesi sadece İslam ülkeleri için değil tüm dünya için kurtuluşreçetesi olacaktır. Bu bağlamda yapılan çalışmalara bu eserin dekatkı sunacağını düşünüyoruz.Gayret bizden takdir ve tevfik Allah'tandır.Öğe Türü: Yayın , Uluslararası Geçmişten Geleceğe İslam Medeniyetinde Bilgi Bütünlüğü Sempozyumu(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2018) Bulut, Mehmet; Kudat, Aydın; Bulut, Mehmet; Haksever, Ahmet Cahid; Candan, AbdurrahmanBilgi, bilen özne ile bilinen nesne arasında kurulan ilişki sonucunda ortaya çıkan ürünüdür. Kültürise tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada,düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları inançlar ve adetler sistemidir. İslâm kültüru, tarihiseyir içerisinde İsl âm dininin Müslümanlara bıraktığı maddi ve manevi miras zenginliğidir.Müslüman kültüru ilmiyle, imanıyla ve ameliyle bir bütündür. Bu manada bilgi ve kültür birbirininayrılmaz parçasıdır.“Bilgi Bütünlüğü” bir konuyu anlamlandırırken, yorumlarken, lazım olan bilgi şümulü nü ifadeetmektedir. Bilimsel çalışmalarda bütüncül bir sonuca ulaşmada “Bilgi Bütünlüğü” önemli birunsurdur. Batı'da 17. ve 18. yüzyılda başlayan Aydınlanma süreciyle birlikte bilim ve bilgi anlayışıdeğişmiştir. Bilgiyi alt dallara ayırarak ve tasnif ederek, her bilim dalının kendi içinde alt uzmanlıkalanları oluşturması ilerleme ve modernleşme fikrinin temel gerekleri olarak addedilmiştir. Budurum, ilgili alanda derinlemesine bir bilgi sağlarken örneğin devlet yönetimini siyasete, toplumusosyolojiye ve ekonomik faaliyetleri sadece iktisada indirgemek gibi dezavantajları ortaya çıkarmış,bütüncül bakış açısı kaybedilmiştir. Son yıllarda bilgi bütünlüğü ihtiyacı çerçevesinde bilim dallarıarasında “disiplinler arası çalışma” arayışı ihtiyacı artan oranda kendini göstermektedir.Günümüzde yeni sosyal bilimler anlayışının nasıl olması gerektiği bu sempozyumun temel tartışmakonusudur. Aynı şekilde bilim dalının kendi içinde alt uzmanlık alanlarıyla ilgili sorunlar dinibilimler için de geçerlidir. Bunlar; (1) ana bilim dallarının taksimi ve inter-disipliner çalışmalara olanihtiyaç, (2) dini kültürün muhafazası ve teşekkülünde asgari bilgi bütünlüğü, (3) uzmanlık alanıdışındaki dini bilimlerde yüzeysel bilgi birikimi, (4) ansiklopedik âlim portresi, (5) ilim-amelbütünlüğü şeklinde kategorize edilebilir. Bu çalışmada özellikle dini ilimlerde bilgi bütünlüğüsorunsalı ele alınmaktadır.Öğe Türü: Yayın , Sultan II. Abdulhamid Dönemi(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2019) Bulut, Mehmet; Bulut, Mehmet; Kala, Muhammet Enes; Salık, Nuri; Nar, MaşallahMuhterem Hazirun... Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.Bugün önemli bir toplantıya ev sahipliği yapmanın mutluluğu için-deyiz. Vefat-ı Devriyesinin 100. Yılı münasebetiyle Sultan Abdül-hamid-i Sani’yi anmak üzere bir araya geldik. Bilim, teknoloji, eğitim, siyaset, iktisat, dış politika başta olmak üzere İslam dünyasının son Büyük Halifesi’nin icraatlarını, siyasetini, insan, cemiyet ve dünya ile ilgili çalışmalarını enine boyuna konuşma imkanı bulacağız. İlginiz ve teşrifleriniz bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Hoşgeldiniz! Şeref verdiniz! Bu toplantıyı Sultan Abdülhamid-i Sani’nin banisi olduğu ve bugün içinde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin bulunduğu tarihi Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nde Türkiye Yazarlar Birliği ve Eğitim-Bir-Sen işbirliği ile gerçekleştiriyoruz. Organizasyonda başta Üniversitemiz olmak üzere diğer iki güzide kurumumuzdan emeği geçen bütün arkadaşlarıma, kardeş-lerime en içten şükranlarımı sunuyorum. Dünya üzerinde zor coğrafyalar vardır. Coğrafya kaderdir der İslam düşü-nürü İbni Haldun. Tarihin akışı içinde bu zorluklara zor zamanlar eklenir bazen. Zor zamanlar vardır insan ve toplum hayatında. Bin yıldır içinde ya-şadığımız bu coğrafyada tarih yaptı ve tarih yazdı bu memleketin evlatları. Tarih yapan bu milletin evlatlarının en önemli adamlarından birini konuşa-cağız burada. Sultan II. Abdülhamid hem geniş Osmanlı ülkesi ve hem de İslam dünyasının zor zamanlarında otuz üç yıl (dile kolay!) ülkeyi yönetti. Zor zamanlar derken dışarıdan olduğu kadar içeriden gelen zorluklara da göğüs germek zorunda kaldı. XIX. yüzyıl milliyetçiliğin yaygınlaştığı ve büyük dış güçlerin Osmanlı coğrafyasında ayrılıkçı hareketlerin kışkırtılmaya başladığı bir yüzyıldı.Bu yüzyıl hem dünya ve hem de Osmanlılar için siyasal alanda ve dış poli-tika alanında yepyeni konuların gündeme geldiği bir yüzyıldı. Eğitimde il-kokuldan üniversiteye kadar dünyada son derece önemli gelişmeler ortaya çıktı. Tarım ve sanayide el emeği yerine makine kullanımı hızla yaygınlaş-tı. Ekonomide ve uluslararası ticarette önceki yüzyıllarla karşılaştırılama-yacak derecede büyük değişimlerin yaşandığı “uzun bir yüzyıl” dı. Batı Avrupa merkezli Sanayi Devriminin sonuçlarının tüm berraklığı ile or-taya çıktığı ve sanayinin temel hammaddelerin kontrolü ile ilgili mücade-lelerin yoğunlaştığı bir dönemde tahtta bulundu Sultan Hamid. Bildiğiniz üzere XVIII. yüzyılda sanayi devrimi tekstil alanında ortaya çıktı. Tekstil-deki temel hammaddeler genel itibariyle pamuk, yün ve ipekti. XIX. Yüz-yılda sanayinin temel hammaddesi demir ve çelik cevherleri oldu. Avrupa demir ve çelik cevheri konusunda yeterli kaynağa sahipti. Avrupa ve Kuzey Amerika bu madenleri işleyerek sanayide büyük yatırımlar gerçekleştirdi. XIX. yüzyılın sonuna doğru sanayi yeni bir hammaddeye ihtiyaç duydu: petrol. Detayına girmeyelim; kara ve deniz ulaşımında kullanılan gemi ve demiryoluna ilave olarak karada motorlu araba ve havayolunda da uçak devreye giriyordu. İşte bu iki yeni icad petrolle çalışacaktı. Petrol Avru-pa’da da Amerika’da da bulunmaktaydı. Ancak üretim maliyetleri Osman-lıların kontrol ettiği Batı Asya’daki derinlik düzeyi ve üretim maliyetleri ile kıyaslanamazdı. Batı Avrupa merkezli ortaya çıkan modern kapitalist sistem, Asya, Afrika ve Amerika kıtalarına hakim olmuş ve buralardaki sanayinin girdileri ve temel hammaddelerini, emek ve sermayeyi kontrol altına almayı başarmış-tı. Hakim olamadıkları ve kontrolleri altına alamadıkları tek coğrafya üç kıtanın kesişim noktası olan Osmanlı dünyasıydı. XIX. yüzyılın son çeyre-ğine girerken Batılı Büyük Sanayi Güçlerinin en önemli sanayi girdisi olan ucuz ve bol petrolün önündeki en önemli engel Osmanlı Devleti’ydi ve bu devletin başında da Sultan II. Abdülhamid vardı. Sultan Hamid, bu ülkede bazı insanlar tarafından “Ulu Hakan” bazıları tarafından da “Kızıl Sultan!” olarak nitelendirilmiştir. Biz bu toplantıda tarihin ne övgü ne de sövgü laboratuvarı olarak görüldüğü, sadece gerçeklerin ortaya çıkması ve berrak hakikatin tüm gençliğimizce bilinmesi için gayret göstereceğiz. Tüm çabamız hafızamıza sahip çıkarak hakikatin izini sürmektir. İnancımız odur ki tarih bir milletin hafızası ise, esasen hafıza sadece dünü bilmek için değil bugünü ve yarını inşa etmek için gereklidir. Onsuz ne dünü doğru anlayabilir ne de bugünü ve yarını sağlıklı ve sağlam bir zemine oturtabiliriz. Bu vesileyle bize içinde bulunduğumuz bu tarihi mekan başta olmak üzere nice eserler bırakan Sultan II. Abdülhamid’i rahmet ve minnetle yâd ediyo-ruz. Toplantının hayırlı başlangıçlara vesile olmasını temenni ediyor, hepi-nize hürmetlerimi arz ediyorum. Mehmet Bulut İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi RektörüÖğe Türü: Yayın , Bilimsel Araştırma Yöntemleri(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2020) Yetim, Hasan; Yetim, HasanLisansüstü eğitimi sırasında "Bilimsel Araştırma Yöntemleri" dersini alan öğrencilere referans bir kaynak olması amacıyla hazırlanan bu kitapta, genelde gıda bilimi ve teknolojisi bilim alanı esas alınarak her bir bölümde farklı bir konu irdelenmiş. Bu alanda, araştırma konusunun belirlenmesi, problem tespiti ve çözümüne yönelik özgün düşünce üretimi, istatistik ve temel araştırma metotları, analiz yöntemleri ile yazılı ve görsel sunum teknikleri ele alınmış. Yine, lisansüstü eğitimde özellikle deneysel çalışma yapacakların ihtiyaç duyacağı, bir denemenin nasıl kurulacağı, analizlerin nasıl yapılacağı, laboratuvar ön hazırlıkları, sonuçların kaydedilmesi, araştırma sırasında dikkat edilecek hususlar gibi bazı önemli konularda da bilgi verilmiş. Özellikle Gıda Mühendisliği alanında çalışanlar, her zaman ihtiyaç duyacakları, proje hazırlama, temel araştırma metotları, laboratuvar analizleri, sonuçların değerlendirilmesi, rapor hazırlama (tez ve makale yazımı) gibi önemli konulardaki bilgileri bu kitapta bulabileceklerdir. Ayrıca, lisansüstü eğitime yeni başlayan öğrencilerin, ders ve tez çalışmaları sırasında, bilimsel bir bakış açısı kazanmaları, bilim insanı ve araştırıcı faktörünün önemini anlamaları bakımından akademik ve etik ilkeleri kavramalarına yardımcı olabilecek diğer bazı önemli konulara da değinilmiş.





















