İZÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi


DSpace@İZÜ, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.




İndekslere Göre Dağılım

Yıllara Göre Dağılım

Türlere Göre Dağılım

Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü: Yayın ,
    Erken tasarım aşamasında makine öğrenmesi tabanlı bina enerji performansı tahmin modeli
    (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Taştemir, İbrahim Agah; Köymen, Erdem
    Mimarlık disiplini, yalnızca yapıların biçimsel ve işlevsel gereksinimlere uygun biçimde tasarlanmasını değil, aynı zamanda bu yapıların kullanıcılar için sağlıklı, konforlu ve enerji verimli yaşam alanları oluşturmasını da kapsamaktadır. Bu bağlamda, iç mekân konforunun sağlanması mimari tasarımın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş; özellikle ısısal konfor, insan vücudunun ısıl dengesi ve uyumu açısından doğrudan bir etki oluşturmaktadır.Günümüz yapı sektöründe sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve iklimsel konfor gibi konular giderek önem kazanmakta; bu çerçevede mimari tasarım süreci, estetik ve işlevsellik parametrelerinin ötesine geçerek, fiziksel çevre koşullarını dikkate alan çok boyutlu kararların alınmasını gerektirmektedir. Özellikle tasarımın ilk aşamalarında alınan kararların, bina performansı üzerinde uzun vadeli etkiler yaratması, bu süreçte hızlı ve güvenilir enerji analiz araçlarının kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Mevcut bina performans simülasyonu (BPS) araçlarının detaylı veri ihtiyacı ve uzun hesaplama süreleri, mimarların erken karar aşamasında bu araçlardan faydalanmasını sınırlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, bina geometrisine bağlı enerji tüketimini tahmin edebilen, veri üretimi, model eğitimi ve kullanıcı arayüzü bileşenlerinden oluşan bütünleşik bir makine öğrenmesi (ML) tabanlı tahmin modeli önermektedir. Çalışmanın birinci bölümü olan giriş kısmında, mimari tasarım sürecinde enerji verimliliği ve iklimsel konforun artan önemi vurgulanmış, özellikle erken tasarım aşamasında alınan kararların yapı performansı üzerindeki belirleyici rolü tartışılmıştır. Bu bağlamda, geleneksel simülasyon araçlarının sınırlılıkları ve bu araçların mimari tasarım sürecine entegrasyonundaki zorluklar ele alınarak, yapay zeka ve makine öğrenmesi tabanlı yeni yaklaşımlara duyulan ihtiyaç temellendirilmiştir. Ayrıca çalışma kapsamında geliştirilecek modelin, bu ihtiyaca yanıt verecek şekilde tasarlandığı ve enerji odaklı tasarım kararlarını destekleyecek bir araç sunmayı hedeflediği ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde mimari tasarım süreçlerinden bahsedilmiş, erken tasarım aşamasının bina performansına olan etkisi irdelenmiştir. İkinci bölümün diğer kısmında ise bina erken tasarım aşamasında iklimsel konfor ve enerji tüketimini etkileyen tasarım parametreleri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, erken tasarım aşamasında bina iklimsle konfor ve enerji tüketimini değerlendirmek için kullanılan araçlar incelenmiştir. İlk bölümde bu alanda yapılan sınıflandırmalar incelenirken, bölümün diğer kısmında ise veri güdümlü bina enerji performansı değerlendirme yöntemleri incelenmiş, literatürde bu alanda yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü olan yöntem bölümünde ise bina erken tasarım aşamasında kullanılabilecek bir model önerisinde bulunulmuştur. Yöntem bölümünün ilk bölümünde veri üretimi için parametrik tasarım aracı Grasshopper'da bir parametrik analiz düzlemi geliştirilmiştir. Geliştirilen modelde, belirlenen plan geometrileri 3m × 3m ebatlarında değişken yükseklikteki voxel birimlerine ayrılarak, yüzey esaslı parametreler ile temsil edilmiştir. Bu kapsamda 6125 bina formu ve 986.000 birimden oluşan bir veri seti oluşturulmuştur. Veri üretim sürecinde, Grasshopper ortamında geliştirilmiş parametrik bir ayrıştırma algoritması ile başlatılmış; bina varyasyonları sistematik biçimde modellenmiş ve Pollination Cloud platformu üzerinden EnergyPlus tabanlı enerji simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Isıtma ve soğutma yükleri, cephe saydamlık oranları, yönlenme, yüzey-hacim oranı gibi değişkenlerle ilişkilendirilmiş ve yapı kabuğu analiz düzlemleri oluşturulmuştur. Elde edilen enerji verileri, Google Colab üzerinde CatBoost, Random Forest ve MLP gibi farklı ML algoritmaları ile işlenmiş, modellerin karşılaştırmalı performansları değerlendirilmiştir. Bu süreçte MLP modeli en yüksek başarı oranını göstermiştir (R²: 0.99, MSE: 1.03). Modelin, tasarım arayüzü bölümünde çıktı dosyaları dışa aktarılarak Python betimi aracılığıyla Grasshopper ortamına entegre edilmiştir. Bu entegrasyon, Human UI arayüzü ile desteklenerek, tasarımcıların erken aşamada yapı geometrisini tanımlayıp enerji tahminlerini anında alabileceği bir sistem haline getirilmiştir. Çalışmada geliştirilen enerji değerlendirme modeli, Türkiye'de yürürlükte olan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği kapsamında yer alan BEP-TR ulusal hesaplama yöntemi ile ilişkilendirilmiştir. Bu bağlamda, çalışmada geliştirilen modelin çıktıları, BEP-TR'de esas alınan referans bina yöntemi doğrultusunda değerlendirilmiş; parametrik veri setinde yer alan bina varyasyonları, BEP-TR sınıflandırma aralıklarına göre enerji sınıflarıyla karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir Modelin doğruluğu, Emlak Konut projelerinden elde edilen 12 farklı bina plan geometrisi örneği ile test edilmiştir. Ayrıca modelin sonuçları, EnergyPlus tabanlı klasik simülasyonların hesap süreleri ile karşılaştırılmış; ML tabanlı modelin %90'a varan zaman tasarrufu sağladığı ortaya konmuştur. Bu sayede geliştirilen sistem, tasarım sürecine entegrasyon açısından yüksek bir verimlilik ve kullanılabilirlik sunmaktadır. Bu çalışma, literatürde sıkça dile getirilen veri temelli ve tasarım sürecine entegre enerji analiz modeli ihtiyacına karşılık veren bütüncül bir çözüm sunmuştur. Geliştirilen model, hem akademik hem de sektörel uygulamalarda kullanılabilecek, karar destek aracı niteliği taşıyan bir değerlendirme modeli ortaya koymakta; enerji verimliliği hedeflerine ulaşmada erken tasarım sürecinin etkinliğini artıran önemli bir katkı sağlamaktadır.
  • Öğe Türü: Yayın ,
    Pekiştireç duyarlılık sistemleri ve kişilik bozuklukları ilişkisinde dürtüselliğin aracı rolünün incelenmesi
    (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) İhtiyar Karakuş, Hafize; Bilge, Yıldız
    Bu tez çalışmasının amacı, pekiştireç duyarlılık sistemleri ile kişilik bozuklukları türleri arasındaki ilişkide dürtüselliğin, dürtüsel kişilik, dürtüsel seçim ve dürtüsel eylem olmak üzere üç farklı boyutunun rolünün incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada Coolidge Eksen II Envanteri Plus Türkçe Kısa Formu (CATI+TR-KF), Pekiştireç Duyarlılık Ölçeği (PDÖ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ), Haz Erteleme Ölçeği (HEÖ), NimStim Yüz İfadeleri Seti (NimStim Face Stimulus Set) ve NimStim Yüz İfadeleri Setinin Yer Aldığı Bilgisayar Destekli Uygulama Programı kullanılmıştır. Çalışmanın verileri hem özbildirim envanterleri aracılığıyla hem de dürtüsel eylem boyutu için uygulanan yap/yapma deneyi üzerinden toplanmıştır. Araştırmada değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi, gruplar arasındaki karşılaştırmalar için Bağımsız Gruplar t-testi ve aracılık etkilerinin belirlenmesi için PROCESS Macro V.3.4 programında yer alan Hayes modelleri (model 6 ve model 4) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-33 yaş aralığındaki 190 kadın ve 40 erkek olmak üzere toplam 230 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, pekiştireç duyarlılık sistemleri ve kişilik bozuklukları türleri arasındaki ilişkide dürtüselliğin farklı boyutlarının kısmi ve tam aracı rolleri olduğu görülmüştür. Dürtüsel kişilik ve dürtüsel seçim boyutları tüm kişilik bozukluklarıyla ilişkili bulunurken; deneysel olarak ölçülen dürtsel eylem boyutunun sadece A küme bozukluklarıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, dürtüselliğin kişilik bozuklukları türleri için çok yönlü değerlendirilmesi gereken bir faktör olduğunu desteklemektedir.
  • Öğe Türü: Yayın ,
    Pediatrik kronik böbrek hastalarına bakım veren annelerin depresyon, kaygı, stres ve tükenmişlik açısından değerlendirilmesi: Bir karma yöntem çalışması
    (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Canatar, Fatma
    Bu çalışmada, kronik böbrek hastalığı (KBH) olan çocuklara bakım veren annelerin psikolojik belirti düzeylerinin incelenmesi ve psikososyal destek ihtiyaçlarının kapsam ve niteliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda karma yöntemler araştırması ve açıklayıcı sıralı desen (NİC → nit) çerçevesinde yürütülen mevcut çalışmanın nicel araştırma aşaması, KBH'li 103 çocuğun bakım veren annesi ile kontrol grubu olarak 148 sağlıklı çocuk annesi olmak üzere toplamda 251 bakım veren anne ile gerçekleştirilmiştir. Her iki gruptaki bakım verilen çocukların yaş aralıkları 0-18 arasındadır. Hasta grubuna ulaşılırken, klinik tablonun temsiliyet gücünü sağlaması amacıyla, KBH'li çocukların üç tedavi modalitesinden (konservatif tedavi, diyaliz ve böbrek nakli) olmasına dikkat edilmiştir. Nicel araştırma aşamasında bakım veren annelerin depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi ve bununla birlikte duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik sağlamlık, belirsizliğe tahammülsüzlük ve başa çıkma stratejileri ile bu belirti düzeylerinin ilişkilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Demografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21), Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu (DDGÖ-16), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) tüm katılımcı annelere koşulların uygunluğu çerçevesinde çevrimiçi veya elden olmak üzere iki farklı yoldan iletilmiştir. Veriler ikili karşılaştırmalar için Bağımsız Örneklemler T-Testi, çoklu grup karşılaştırmaları için Tek Yönlü ANOVA, korelasyon analizleri için Pearson Korelasyon Analizi ve yordayıcılık sınamaları için regresyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Nicel araştırma sonucunda KBH'li çocuklara bakım veren annelerde psikolojik destek ihtiyacının belirgin olduğu ve bu ihtiyacın araştırmada yer alan hemen her değişken açısından anlamlı farklara yol açtığı tespit edilmiştir. Korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, KBH'li çocuklara bakım veren annelerde duygu düzenleme güçlüğünün psikopatoloji geliştirme açısından önemli bir risk faktörü teşkil ettiği görülmüştür. Buna ek olarak, hasta ve kontrol grubu bakım verenlerinin psikolojik belirtileri karşılaştırılmış ve yaygın literatür bulgularının aksine gruplar arasında depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik düzeyleri açısından anlamlı bir farka ulaşılmamıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında pediatrik KBH bakım veren annelerinin hastalık sürecindeki bakım verme deneyimlerini, psikososyal zorlanmalarını ve buna bağlı olarak ihtiyaç duydukları psikososyal desteğin mahiyetini derinlemesine incelemek ve keşfetmek amacıyla 8 KBH'li çocuğun bakım veren annesi ile yarı yapılandırılmış nitel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından oluşturulan görüşme soruları, katılımcılara hastane ortamında yüz yüze ya da çevrimiçi görüşmeler yoluyla yöneltilmiştir. Nitel görüşmeler, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) çerçevesinde yürütülmüş ve veriye yakın olmak amacıyla araştırmacı tarafından manuel olarak analiz edilmiştir. Pediatrik KBH bakım veren anneleri özelinde gerçekleştirdiğimiz nitel çalışma sonucunda; 'psikolojik zorluklar', 'bakım verme rolü', 'tıbbi süreç deneyimleri', 'psikososyal destek' ve 'başa çıkma ve güç kaynakları' olmak üzere 5 ana temaya ve bunlara ilişkin toplamda 21 alt temaya ulaşılmıştır. Nicel ve nitel araştırma bulgularını bir arada değerlendirdiğimizde, KBH'li çocuklara bakım veren annelerin psikolojik destek ve sosyal destek alma konusunda belirgin bir ihtiyacı tarif etmelerine rağmen yeterli psikososyal desteğe erişemedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda pediatrik KBH bakım verme sürecinde yapılandırılmış ve destekleyici bir psikososyal çalışma alanına açıkça ihtiyaç duyulduğu görülmüş ve bu doğrultuda uygulamaya dönük bazı öneriler sunulmuştur.
  • Öğe Türü: Yayın ,
    XIX. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar Fildişi Sahili'nde tasavvufî düşünce ve hayat
    (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Banse, Abdoul Aziz; Yılmaz, Hasan Kamil
    Sahra Altı Afrika'da İslam'ın yayılmasının anlaşılması, tarikatların bölgedeki merkezi rolünün incelenmeden mümkün olmadığı düşünülmektedir. Fildişi Sahili'nde İslam'ın kök salmasında Kādiriyye, Ticâniyye ve Hamâviyye gibi tarikatlar öne çıkarken, Senûsiyye ve Kādiriyye'den ayrılan ancak müstakil bir tarikat gibi hareket eden Mürîdiyye de önemli etkiler bırakmıştır. Kādiriyye'nin Fildişi Sahili'ne İslam'ın ilk yayılma dönemlerinde ulaştığı, Ticâniyye'nin ise XIX. yüzyıldaki sömürgecilik döneminde bölgeye nüfuz ettiği kabul edilmektedir. Kādiriyye, Küntiyye ve Fâzıliyye gibi kollarla temsil edilirken, Ticâniyye'nin Niyâsiyye ve Hamâviyye gibi kolları bölgede etkili olmuştur. Bu tarikatlar, kolektif eğitim sistemine dayalı yapılarıyla İslam'ın yayılmasına katkı sağlamış; ülkede canlı bir tasavvufî hayat oluşmasını temin etmişlerdir. Fildişi Sahili'nde tarikatlar yalnızca dinî alanda değil, toplumsal ve kültürel alanlarda da etkili olmuş, hoşgörü, toplumsal aidiyet ve ahlaki gelişimi teşvik etmiştir. Ayrıca, toplumsal anlaşmazlıkların çözümünde ve siyasi bağlılık oluşturulmasında etkin bir rol oynamışlardır. Bazı uygulamaları eleştiriye açık olmakla birlikte, tarikatlar ve onların aracılığıyla yayılan tasavvuf anlayışının, İslam'ın bölgede yerleşik hale gelmesine ve toplumsal bilinç düzeyinin yükselmesine kayda değer katkılar sağladığı değerlendirilmektedir. Manevi, dinî ve kültürel yapılarıyla bu topluluklar, Fildişi Sahili'nin İslâmî anlayışına etki ettiği gibi, Müslüman olmayan topluluklar üzerinde de faklı oranlarda tesirde bulunmuştur.
  • Öğe Türü: Yayın ,
    Şizoid kişilik bozukluğuna ilişkin bir yapısal eşitlik modeli: Anne-baba ilişkileri, aleksitimi ve kişilerarası ilişkiler
    (İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yılmaz, Rabia; Bilge, Yıldız
    Bu araştırmanın temel amacı, şizoid kişilik bozukluğu belirtilerinin erken dönem ilişkisel deneyimler ve kişilerarası işlevsellik bağlamında nasıl şekillendiğini incelemek ve bu yapılar arasındaki ilişkileri yapısal eşitlik modeli aracılığıyla ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, Demografik bilgi formu, Şizoid Kişilik Bozukluğu Ölçeği (ŞKBÖ), Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri (KİE), Yetişkin Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği (YEKRÖ), Perth Aleksitimi Ölçeği (PAÖ), Kişilerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ve Kişilerarası Problemler Envanteri (KPE) 18-68 yaş arasındaki (Ort. = 28,83, SS = 12,44) yetişkin bireylere uygulanmıştır. Tez çalışmasına 224'ü (%43,6) kadın ve 290'ı (%56,4) erkek olmak üzere toplam 514 kişi katılmıştır. Analizler kapsamında bağımsız örneklem t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi ve yapısal eşitlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Cinsiyet değişkeni açısından yapılan analizlerde, erkek katılımcıların şizoid kişilik bozukluğu belirtileri, aleksitimi ve kişilerarası problemler puanlarının kadınlara kıyasla daha yüksek olduğu; kadın katılımcıların ise kendiliknesnesi ihtiyaçlarına yaklaşma eğilimlerinin, ebeveyn tarafından reddedilme düzeylerinin ve kişilerarası duyarlılıklarının erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular, şizoid kişilik bozukluğu belirtilerinin kendiliknesnesi ihtiyaçları, ebeveyn kabul-ret algısı, aleksitimi, kişilerarası duyarlılık ve kişilerarası problemler ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca bu değişkenler, şizoid kişilik bozukluğu belirtilerini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Yapısal eşitlik modeli kapsamında test edilen temel modelde, baba tarafından algılanan ret ile kendiliknesnesi ihtiyaçlarının, aleksitimi ve kişilerarası duyarlılık aracılığıyla şizoid kişilik bozukluğu belirtilerini yordadığı bulunmuştur. Kurulan yapısal model genel olarak iyi düzeyde uyum göstermiştir. Temel modelin yanı sıra, anne ve baba figürlerinden algılanan reddin şizoid kişilik bozukluğu üzerindeki etkilerini daha ayrıntılı biçimde incelemek amacıyla, bu değişkenlerin ayrı ayrı değerlendirildiği alternatif modeller test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; hem anne hem de baba reddinin, aleksitimi, kişilerarası duyarlılık ve kişilerarası problemler aracı değişkenleri aracılığıyla şizoid kişilik bozukluğu belirtilerini anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular, şizoid kişilik örüntüsünün gelişimsel kökenlerine ve kişilerarası bağlamdaki işleyişine dair önemli ipuçları sunmakta; hem klinik uygulamalar hem de teorik literatür açısından katkı sağlamaktadır. Şizoid kişilik bozukluğuna ilişkin bu yapıda ve kapsamda, doğrudan gelişimsel ve kişilerarası süreçleri bütüncül biçimde ele alan bir modele rastlanmamış olması, çalışmanın özgün değerini artırmaktadır.