İZÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@İZÜ, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

İndekslere Göre Dağılım
Yıllara Göre Dağılım
Türlere Göre Dağılım
Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Yayın , Osmanlı döneminde Mühr-i Süleyman sembolünün kullanım alanları(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Varlı, Sema; Koyunoğlu, Hüseyin HüsnüDini semboller, soyut kavramları somut şekilde ifade edebilmek için en etkili araçlardan biridir. Çeşitli dinlerde ve medeniyetlerde birbirinden ayrı anlamlar yüklenilen sembollerden biri olan Mühr-i Süleyman, İslam kültüründe Süleyman (a.s.)'a verilen güç, kudret ve hâkimiyetin sembolü olarak görülür. İslamiyet'te peygamberlere iman, Müslüman olmanın şartı kabul edildiğinden Kur'an ve sünneti merkeze alan Osmanlı Devleti de bir peygamber olarak Süleyman (a.s.)'a hürmet göstermiş ve O'na ait olduğuna inanılan altı köşeli yıldız sembolünü birçok alanda kullanmıştır. Bu çalışmada ise Mühr-i Süleyman'ın İslam kültüründeki önemi ve dua kitaplarındaki kullanımına bağlı olarak Osmanlı döneminde kullanıldığı alanlar araştırılacaktır. Ayrıca, Osmanlı tekke ve derviş eşyalarında nasıl kullanıldığı ve bu sembolün tasavvufi boyutta nasıl anlamlandırıldığı incelenecektir. Böylece, Mühr-i Süleyman'ın kullanıldığı alanlar derinlemesine araştırılarak, sembolün Osmanlı Devleti ve toplumundaki çok yönlü kullanımını anlamaya yönelik önemli bir katkı sağlanması amaçlanmıştır. Dua kitaplarında Mühr-i Süleyman'ın Allah'ın esmalarından en yüce ismi olan İsm-i Âzam'ı temsil ederken aynı zamanda kazalardan, belalardan, cin, peri musallatlarından ve hastalıklardan emin olmak için çeşitli dualar ve tılsımlı kelimelerle kullanımı anlatılır. Ev ve iş yerlerinde çeşitli dua kalıpları ile Mühr-i Süleyman'ın kullanılmasıyla bereket ve rızkın artması, zehirlenmeye karşı çeşitli terkiplerle uygulanmasından bahsedilir. Hiçbir zaman dua kitaplarında tek başına yalın bir şekilde sembol olarak yer almaz. Osmanlı toplumunda bulunduğu yere göre ne şekilde kullanılacağına bağlı olarak dua ve tılsımlı kelimeler farklılaşmaktadır. Mühr-i Süleyman ile beraber yazılan dua ve kelime terkiplerinin ne için kullanıldığı da bu çalışmada ayrıca belirtilmiştir. Mühr-i Süleyman'ın Osmanlı'da kullanım alanı padişahların tılsımlı gömleklerinde, askerlerin kalkanlarında, zırhlarında, savaş toplarına varıncaya kadar Osmanlı savunmasında görülmekle beraber mimaride de cami duvar süslemelerinde ve avizelerinde, mezar taşlarında, çeşmelerde, evlerin duvarlarında, mutfak eşyalarında, su taslarında, tepsilerde, kadınların kemer tokalarında olduğu gibi geniş bir alanı kapsar. Mühr-i Süleyman'ın tekke ve derviş eşyalarında da kullanılması bu mühre verilen önemin tasavvuf kanalıyla da Osmanlı toplumunu etkilediği anlaşılır. Mühr-i Süleyman'ın Osmanlı Devleti'nde en üst yönetimden halka kadar pek çok kademede özümsenmesi, gündelik hayattan, mimariye ve sanattan tekkelere kadar birçok alanda kullanılması Osmanlı'da bu mührün İslami ve kültürel bir kimlik haline geldiğini gösterir. Bundan da anlaşılıyor ki Mühr-i Süleyman, Osmanlı topraklarında Müslümanlarca sevgi, saygı ve içten bir bağlılıkla sahiplenilen bir sembol olmuştur.Öğe Türü: Yayın , Ömer Çelik'in "Hakk'ın Dâveti Kur'an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri" isimli eserin bilimsel tefsir yönünden incelenmesi(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Karaca, Nurhan; Ergül, AdemYüce Allah'ın bütün insanlık için gönderdiği son ilahî mesaj Kur'an-ı Kerim'dir. Lafız ve mâna bakımından mûciz olan bu kitap, farklı üslubu ve içerdiği bilgiler yönünden içinde yaşanılan döneme göre farklı açılardan pek çok kez tefsir edilmiştir. Bu tefsir çeşitlerinden birisi de bilimsel tefsir ekolüdür. Tarihî süreçte bu tefsir çeşidinin ortaya çıkışı ve gelişimi bilimle paralellik göstermektedir. İlk olarak Abbasiler döneminde Arapçaya yapılan ilmî tercüme faaliyetleri sonucu gündeme gelen bilimsel tefsir, Gazzali ile gelişmiş, Razi ile zirveye çıkmıştır. Bilimsel tefsir ekolü İslam âleminde 12. yy.'dan itibaren ilim sahasında görülen duraklama ve içe kapanma sürecine paralel olarak bir zayıflama eğilimine girmiştir. Son yüzyıla kadar durgunluk yaşayan bilimsel tefsir 19 ve 20. yy.'da batıda bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmelere paralel olarak yeniden canlanmış ve hızlı bir gelişim göstermiştir. Kökleri Abbasiler dönemine kadar uzanan bilimsel tefsir artık günümüzde tefsir literatüründe müstakil bir ekol olarak yerini almış bulunuyor. Bizim de çalışmamızın ana eksenini oluşturan bu ekol, Kur'an âyetlerinin yorumlanmasında bilimsel gerçekliklerin kullanılması esasına dayanmaktadır. Kur'an'da çok çağrışımlı kevnî âyetlerin mahiyeti geçmişte sadece Arapça kelimelerin müsaade ettiği ölçüde lügat ve sözlük anlamları verilerek açıklanıyordu. Günümüzde ise bu âyetlerin mahiyeti bilimsel gelişmeler sayesinde daha iyi anlaşılabilmektedir. Bu çalışmada günümüzde Kur'an-ı Kerim ile modern bilimler arasındaki münasebeti ortaya koymak adına Ömer Çelik'in "Hakk'ın Dâveti Kur'an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri" isimli eseri inceleme konusu yapılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde bilimsel tefsirin tarifi, doğuşu ve müstakil bir ekol haline gelinceye kadar geçen dönem tarihi gelişim seyri içinde ayrıntıya girmeksizin ana hatlarıyla incelenmiştir. Bu tefsir hareketinin mahiyetinin daha iyi anlaşılabilmesi için lehine ve aleyhine olan görüşlere de değinilmiştir. Bu tefsiri yaparken dikkat edilmesi gereken hususların yanında Kur'an'da kevnî âyetlerin ne kadar yekün teşkil ettiği konusuna da yer verilmiştir. İkinci bölümde müfessirin ilmî hayatı ve eserleri hakkında kısa bilgi verildikten sonra tefsirinin kaynakları ve metodu incelenmiştir. Asıl konumuz olan Çelik'in tefsirinde âyetlere bilimsel yaklaşımını incelediğimiz üçüncü bölümde ise Çelik'in tefsirinde bilimle ilişkilendirilen âyetler astronomi, biyoloji, anatomi, botanik, fizik, jeoloji, zooloji, coğrafya ve daktiloskopi gibi konu başlıkları altında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Müfessirin zikredilen konular hakkında âyetlere getirdiği bilimsel yorumlara yer verilirken yeri geldikçe kısa bazı değerlendirmeler de yapılmıştır.Öğe Türü: Yayın , Over kanseri tanılı hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin belirlenmesi(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Avcı, Hümeyra; Özbaşaran, FerdaAraştırma over kanseri tanılı hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, araştırma türlerinden biri olan tanımlayıcı-kesitsel tipte planlanmıştır. Çalışma verileri Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Kliniğine ve Kemoterapi Ünitesine başvuran dahil edilme kriterlerini karşılayan over kanseri tanılı hastalarla yüz yüze anket yapılarak elde edilmiştir. Anket formu 23 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu,31 maddelik Destekleyici Bakım Ölçeği-Kısa Formu ölçeğinden oluşmaktadır. Çalışma için toplamda 139 hastaya ulaşılmıştır. Veriler IBM SPSS version 26 yazılımı kullanılarak istatistiksel programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel kararlarda p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda over kanseri tanılı hastaların DBGÖ puan ortalaması 114.64 ±24.54 olduğu ve destekleyici bakım gereksinimlerinin yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Alt boyutlar incelendiğinde; Ruhsal psikolojik alt boyut puan ortalaması 34.14±9.20, Sağlık sistemi ve Bilgilendirme alt boyut puan ortalaması 36.82±10.56, Hasta bakım desteği alt boyut puan ortalması 13.88±4.17'dir. Fiziksel günlük yaşam alt boyut puan ortalaması 19.99±4.92 ve Cinsellik alt boyut puan ortalaması 9.81±3.72'dir. Araştırmaya katılan hastaların en çok sağlık sistemi ve bilgilendirme ve ruhsal/psikolojik alanlarında gereksinimleri olduğu ve bunu fiziksel/günlük yaşam, hasta bakım ve desteği ile cinsellik alanlarının takip ettiği görülmüştür. Karşılanmamış bakım gereksinimleri, kanser hastalarının stres yaşamasına, yaşam kalitesinin olumsuz olarak etkilenmesine ve tedaviye uyu zorlaştırmaktadır. Over kanseri tanısı almış kadınların yaşadıkları sorunları erken dönemde belirleyerek uygun girişimlerin planlanması ve yönetilmesi hemşireleirn sorumluluğundadır. Hemşireler tanının konulmasından itibaren hastayı merkeze alarak, bireyleri holistik bakış açısıyla destekleyici bakım gereksinimleri belirlemeli ve gereksinimlere yönelik girşimler yaparak hastanın yaşam kalitesi yükseltmelidir. Bu nedenle, over kanseri tanısı almış kadınların destekleyici bakım gereksinimlerinin bilinmesi önemlidir.Öğe Türü: Yayın , Sağlık çalışanlarında premenstrual sendromun iş yaşam kalitesine etkisi(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Gülen, Merve; Özbaşaran, FerdaAraştırma, premenstrual sendromun sağlık çalışanlarında iş yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırma olarak planlanan çalışmada, veriler Başakşehir Devlet Hastanesi'nde çalışan ve dahil edilme kriterlerini karşılayan katılımcılara elden anket dağıtılarak elde edilmiştir. Anket; Kişisel Bilgi Formu, Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ) ve İş Yaşam Kalitesi Ölçeği' nden oluşmaktadır. Araştırmada 259 kadına ulaşılmış, 45'i dahil edilme kriterlerine uymadığı için çalışma 214 katılımcı ile tamamlanmıştır. Veriler SPSS 27v istatistik programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların PMSÖ toplam puanı ortalaması 125,8±38,91 olup, %99,5' inde PMS saptanmıştır. Hafif düzeyde PMS görülme oranı %26,6, orta düzey %54,7 ve şiddetli düzeyde ise %18,2 bulunmuştur. Medeni durum, alkol kullanma, gebelik sayısı, adetliyken ilaç kullanma, adetliyken ağrı yaşama, adetliyken işte devamsızlık yapma, adet öncesi dönemde yaşanan sorunların iş yaşamını etkilemesi ve adet öncesi dönemde yaşanan sorunların çevredeki kişiler tarafından fark edilmesi özellikleri ile PMS arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p <0.05). Hafif düzeyde PMS yaşayanların, orta ve şiddetli düzeydekilere göre daha yüksek iş yaşam kalitesi puanlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, PMS' nin sağlık çalışanlarında yüksek oranda görüldüğü, iş yaşamını olumsuz etkilediği ve çevrede fark edilebilir olduğu ortaya konulmaktadır. Şiddetli PMS yaşayan sağlık çalışanları için yöneticilerin bilgilendirilmesi ve bu dönemde iş memnuniyetini ve verimini artıracak uygun çalışma koşullarının sağlanması önemlidir. Aksi takdirde hem bireysel hem de iş yaşamı açısından verimliliğin düşebileceği öngörülmektedir.Öğe Türü: Yayın , Doğuma gelen gebelerin eşlerinin prenatal baba bağlanma düzeylerinin incelenmesi(İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Coşkun, Şule; Özbaşaran, FerdaAraştırma, doğum için gelen gebelerin eşlerinin doğum öncesi baba bağlanma düzeylerinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada araştırma türlerinden tanımlayıcı araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışma verileri T.C. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine eşleri ile doğum için başvuran, dahil edilme kriterlerine karşılayan baba adaylarıyla yüz yüze 20 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu, 16 maddelik Doğum Öncesi Baba Bağlanması Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçekten alınabilecek minimum puan 16, maksimum puan 80'dir. Ölçekten alınan puan arttıkça doğum öncesi baba bağlanmasının yüksek olduğu kabul edilmektedir. Çalışmada toplam 450 baba adayına ulaşılmıştır. Katılımcıların DÖBBÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 64.51±8.20, doğum öncesi baba bağlanma ölçeğinin bağlanma niteliği alt boyut puanı ortalaması 34.34±4.23 ve bağlanma için harcanan zaman alt boyut puanı 30.18±4.85'dir. Çalışma sonuçlarında baba adaylarının yaş, çalışma durumu, sosyal güvenlik durumu, eğitim durumu, en uzun yaşadığı yer, evlilik süresi, çocuk sayısı gibi sosyodemografik özellikler ve gebeliğin planlı olma durumu, bekledikleri bebek cinsiyet gibi faktörlerin doğum öncesi baba bağlanma üzerine olumlu etkisinin olduğu; baba adayının çalışma şekli, gelir durumu, baba olmaya hazır olma durumu, istedikleri bebek cinsiyeti, eşlerinde ya da kendilerinde kronik hastalık olma durumu, gebeliğe bağlı hastalık durumu ve engelli çocuk sahibi olma gibi faktörlerin doğum öncesi baba bağlanması üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Çalışmada baba adaylarının eşlerinin gebeliğin planlı olma durumunda babaların bebekleri ile kurdukları bağlanmanı arttırtığı; çocuk sayısının artmasıyla babaların bağlanma düzeylerinin düştüğü görülmüştür. Aile yapısı, çalışma koşulları, sağlık durumu gibi faktörler incelenerek baba adaylarına özel eğitim, farkındalık programları ve psikososyal destekler sağlanmalıdır. Özellikle çok çocuklu aileler, kırsal bölgelerde yaşayan ve çalışmayan babalar için özel destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Evlilik süresine göre danışmanlık hizmetleri sunulmalı, sağlık profesyonelleri güvenli bağlanma süreçlerini destekleyici çalışmalar yapmalıdır.





















