Political Instability and Consumer Behavior: A Comparative Study of Turkish and Bangladeshi Markets
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
During the Industrial Revolution, classical management theories largely concentrated on production, emphasizing internal organizational elements such as labor, capital, and operational efficiency. Household consumption patterns were shaped by the growth of local mass production, where income levels and domestically produced goods played a central role in determining consumer behavior. However, the postmodern era, fueled by globalization and rapid technological development, led to a significant transformation in managerial thinking. Focus shifted toward the importance of consumers and stakeholders within the production and consumption process. As industrialization progressed and international trade liberalized, consumer access to a wide variety of goods expanded, leading to a reconfiguration of traditional consumption patterns. Modern management approaches now consider not only economic factors but also psychological, cultural, and environmental dimensions. Additionally, political environments and government interventions have become critical in influencing market access and pricing structures, making consumer behavior increasingly complex and multifaceted. The primary objective of this study is to examine the extent to which political stability affects consumer behavior, particularly consumption patterns, within the contexts of Türkiye and Bangladesh. A quantitative approach is employed using secondary data from the World Bank, The Global Economy, and national statistical agencies. Statistical analysis is conducted using SPSS and SmartPLS 4. The results reveal distinct dynamics in each national context. For Türkiye, GDP per capita is the strongest determinant (significant at 95% confidence level) of both expenditure and savings, showing that rising incomes directly shape household financial behavior. Government Effectiveness also has a significant impact, reflecting the role of governance in consumer expectations and policy credibility. By contrast, the Current Account Balance and Political Stability show no significant effects, while Unemployment exerts a modest influence, reducing expenditure but encouraging precautionary savings. The models explain expenditure and savings strongly, while consumer confidence shows only moderate fit, highlighting the role of additional factors such as inflation, exchange rate volatility, and geopolitical risks. In context of Bangladesh, GDP per capita similarly emerges as the key driver of both expenditure and savings, confirming the central role of income growth. Other factors, including the Current Account Balance, Government Effectiveness, Political Stability, and Unemployment, are statistically insignificant, suggesting limited direct influence on consumer behavior. Confidence shows weaker model fit, indicating that sentiment is more strongly shaped by inflation, exchange rates, and employment expectations. Overall, the findings show that in both Türkiye and Bangladesh, income growth is the dominant force shaping consumer behavior. Effective governance and employment stability matter in Türkiye, while in Bangladesh, institutional and political factors remain secondary, with inclusive growth policies most critical for strengthening demand, savings, and confidence. Although selected macroeconomic and political variables exert notable influence on consumption patterns, they are insufficient in fully capturing the determinants of consumer confidence in both Türkiye and Bangladesh. The limited explanatory power of the models suggests that these variables alone cannot account for the complexity of consumer behavior within increasingly integrated and dynamic market environments. This highlights the need to incorporate additional factors, such as expected inflation, income stability, institutional trust, media influence, and psychological dimensions, into considerations. A more comprehensive and multidimensional analytical framework is essential for achieving a deeper and more accurate understanding of consumer decision-making processes amid political and economic uncertainties.
Sanayi Devrimi sırasında ve sonrasında klasik yönetim teorileri, üretime odaklanarak emek, sermaye ve operasyonel verimlilik gibi iç faktörleri ön plana çıkarmıştır. Bu dönemde hane halkı tüketimi, gelir düzeyleri ve yerli mallara erişimle şekillenmiştir. Ancak küreselleşme ve teknolojik gelişmelerle gelen postmodern dönemde, yönetim anlayışı değişmiş; tüketici ve paydaşların rolü öne çıkmıştır. Artan sanayileşme ve ticaret serbestliği, ürün çeşitliliğini artırarak geleneksel tüketim kalıplarını dönüştürmüştür. Günümüzde modern yönetim yaklaşımları yalnızca ekonomik faktörleri değil, aynı zamanda psikolojik, kültürel ve çevresel boyutları da dikkate almaktadır. Ayrıca, siyasi ortamlar ve devlet müdahaleleri de piyasa erişimini ve fiyatlama mekanizmalarını etkileyen kritik unsurlar haline gelmiş, böylece tüketici davranışlarını giderek daha karmaşık ve çok boyutlu bir hale getirmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, siyasi istikrarın tüketici davranışı üzerindeki etkisini, özellikle satın alma kalıpları bağlamında Türkiye ve Bangladeş örnekleri üzerinden incelemektir. Farklı siyasi ortamlarda tüketicilerin nasıl tepki verdikleri ve siyasi ile makroekonomik değişkenlerin harcama, tasarruf ve tüketici güveni üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Araştırmada nicel bir yaklaşım benimsenmiş; Dünya Bankası, The Global Economy ve TÜİK vb. ile elde edilen ikincil veriler kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS ve SMARTPLS4 programları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, her iki ülke bağlamında farklı dinamikler ortaya koymaktadır. Türkiye için kişi başına düşen GSYİH, hem harcama hem de tasarrufun en güçlü belirleyicisi olup (%95 güven aralığında anlamlı), artan gelirlerin hanehalkı finansal davranışlarını doğrudan şekillendirdiğini göstermektedir. Hükümet Etkinliği de tüketici beklentileri ve politika güvenilirliği üzerinden önemli bir etkiye sahiptir. Buna karşılık, Cari İşlemler Dengesi ve Siyasal İstikrar anlamlı bir etki göstermemektedir. İşsizlik ise harcamaları azaltırken ihtiyati tasarrufları artırarak sınırlı ancak anlamlı bir rol oynamaktadır. Modeller, harcama ve tasarrufları güçlü bir şekilde açıklarken, tüketici güveninde sadece orta düzeyde uyum göstermekte; bu da enflasyon, döviz kuru oynaklığı ve jeopolitik riskler gibi ek faktörlerin rolünü vurgulamaktadır. Bangladeş bağlamında da kişi başına düşen GSYİH, hem harcama hem de tasarrufun temel belirleyicisi olarak öne çıkmakta ve gelir artışının merkezi rolünü doğrulamaktadır. Cari İşlemler Dengesi, Hükümet Etkinliği, Siyasal İstikrar ve İşsizlik gibi diğer faktörler ise istatistiksel olarak anlamlı değildir; bu da tüketici davranışları üzerinde sınırlı doğrudan etkiye işaret etmektedir. Tüketici güveni ise daha zayıf bir model uyumu göstermekte; bunun, enflasyon, döviz kurları ve istihdam beklentileri gibi unsurlardan daha fazla etkilendiğini göstermektedir. Genel olarak bulgular, hem Türkiye hem de Bangladeş’te gelir artışının tüketici davranışlarını şekillendiren baskın güç olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’de etkin yönetişim ve istihdam istikrarı önem taşırken, Bangladeş’te kurumsal ve siyasi faktörler ikincil konumda kalmakta; kapsayıcı büyüme politikaları talep, tasarruf ve güveni güçlendirmede kritik rol oynamaktadır. Sonuç olarak, analiz edilen makroekonomik ve siyasi değişkenler tüketici harcama ve tasarruf davranışlarını şekillendirmede anlamlı etkiler ortaya koysa da, tüketici güveninin belirleyicileri açısından yetersiz kalmaktadır. Modelin sınırlı açıklayıcılığı, bu değişkenlerin, giderek daha fazla bütünleşen ve dinamikleşen piyasa ortamlarında tüketici davranışını tam olarak açıklamakta yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, gelecekte yapılacak araştırmalarda enflasyon beklentileri, gelir güvencesi, kurumsal güven, medya etkisi ve psikolojik faktörler gibi ilave değişkenlerin dâhil edilmesi gerekmektedir. Politik ve ekonomik belirsizlikler altında tüketici karar süreçlerini daha derinlemesine ve doğru biçimde analiz edebilmek için daha kapsamlı ve çok boyutlu bir çerçeveye ihtiyaç duyulmaktadır.









