Kemalpaşazâde’nin Beyânü’l-Vücûd Risâlesi’nde Vahdet-i Vücûd ile İlgili görüşleri
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
“Vücûd” kelâm, felsefe ve tasavvufun ortak kavramlarından biridir. Bu kavram ontolojik ve epistemolojik açılardan ilgili diğer kavramlar çerçevesinde her üç ilim dalında kendi özel bakış açılarıyla incelenmektedir. Vücûd kavramının tasavvufta en geniş anlamda açılımlarını yapan sûfî, hiç şüphesiz Muhyiddîn İbnü’l-Arabî olmuştur. Onun büyük külliyâtı daha çok bu konunun merkeze alındığı açıklamalardan oluşmaktadır. İbnü’l-Arabî, Vücûd ile ilgili ulaştığı bilgilerin diğer ilim alanlarından farklı olarak keşfî olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Ona göre mutlak Vücûd, bütün varlıkların kaynağı olup o da Allah’tır. Allah’ın dışındaki varlıklar hakîkî olarak Vücûd olamazlar, ancak onlara “mevcûd” denilebilir. Hakk’ın varlığı olarak “Vücûd” bir olup, âlemdeki varlıklar bu “Vücûd”un farklı mertebelerdeki tezâhürlerinden ibârettir. Mutlak Vücûd zât olarak tek iken, sıfat mertebesi ve diğer alt mertebelerde tezâhürleri bakımından çokluk olarak zuhûr eder. Bu açıdan varlıkların zâtı itibâra alındığında birlik, tezâhürleri açısından da çokluk söz konusudur. İbnü’l-Arabî eserlerinde bu temel görüşünü ayet, hadis ve temsillerle izah etmektedir.1 Ancak onun Vücûd hakkındaki derin ve yüksek düzeyde anlatımları gerek dil açısından gerekse paradoksal ifadeler içermesi yönüyle farklı anlaşılmalara sebep olmuştur. İslam âlimleri arasında zaman zaman tartışmalar olmuş, lehte ve aleyhte risâleler kaleme alınmış ve fetvâlar verilmiştir. Şeyhülislâm Kemalpaşazâde de bu tartışmalara katılarak lehinde fetvâ veren ve risâle yazanlardan birisidir. Kemalpaşazâde’nin fetvasına göre İbnü’l- Arabî büyük bir şeyh ve aynı zamanda müctehittir. İbnü’l-Arabî’nin sözlerinin bir kısmının manası açık, bir kısmının ise zâhir ehlinin anlayışına göre gizli ancak keşf ehline göre açıktır. Şeyhin anlatmak istediğini anlamayanın “İlmin olmadığı şeyin ardına düşme…”3 ayetine göre susması gerekir.4 Kemalpaşazâde’nin bu tespitleri İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd ile ilgili görüşlerinin umum tarafından kolay anlaşılamayacağını ortaya koymaktadır. Çünkü o kendine has bir dille ve kelimelere yüklediği yeni anlamlarla meseleIleri anlattığı için, onun ıstılâhına vâkıf olmayanın anlaması zordur. Ayrıca keşfî bilginin ifade edilmesinin güçlüğü sebebiyle sûfîlerin remzî dil kullanmak durumunda oldukları da göz önüne alındığında, tasavvufî metinleri kendi anlam dünyası içerisinde okuyabilmenin zannedildiği kadar kolay olmadığı bir gerçektir. Tasavvufî metinler bu hassas durum göz ardı edildiğinde veya sûfîlerin dünyasından haberdar olmadan okunduğunda meselelerin sağlıklı bir değerlendirmesini yapamayacağı için Kemalpaşazâde, bu tür kimselere anlamadığı konuda susmasını tavsiye etmektedir...









