Deprem ve Afet Sosyolojisi
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada afet, kriz ve risk gibi kav ramları sıkça konuşmaya başladık. Daha da önemlisi bu kavramlar giderek daha fazla sosyolojinin alanına girdi ve sosyologların söylemlerinde yer alma ya başladı. Oysa afet, kriz ve risk gibi kavramlar toplumsal hayatın bir parçası oldukları halde uzunca bir süre sosyolojiden uzak tutulmuştur. Bunun için iki önemli sebep ileri sürülebilir. İlk olarak afetler sosyal olmaktan daha çok doğal olaylar olarak algılandı ve bu algı neticesinde bu tip olayların sosyal bilimler dı şında tutulması gerektiği düşünüldü. Şüphesiz bu algının yaratılmasında kla siklerden Emile Durkheim’in önemli bir rolü oldu. Ona göre sosyolojinin konu su belirli bir olgular kümesidir ve bunlar sosyal nitelikli olgulardır. Bir sosyal olgu, bireyler üzerinde uyguladığı ya da uygulayabileceği dış zorlama gücüyle tanınır; bu gücün varlığı ise, ya belirli bir yaptırımın bulunması ya da olgunun, kendisini çiğnemeye yönelen her bireysel girişime karşı gösterdiği dirençle ta nınır.1 Toplumsal olgunun dile getirdiği şey belli bir toplu ruh halidir. Bu ruh hali bireyde de belirli bir biçimde mevcuttur ama bunu araştırmak psikoloji nin görevidir. Durkheim bireysel ruh hallerini toplumsal olgu olarak kabul et mediği gibi, “İntihar” incelemesinde anlattığı üzere toplum dışındaki iklim ve coğrafya gibi etkenleri de toplumsal olgular olarak kabul etmez. Çünkü bunlar toplumun dışındadırlar. Oysa sosyal olgular topluma içkindirler.









