Deprem ve Siyaset
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Afetlerle ilgili çağdaş sosyal bilim literatürü insanların maruz kalabileceği “doğal tehlikeler” ve “afetler” arasında bir ayrım yapmakta ve karşılaşılan her tehlikenin (deprem, volkanik patlama, fırtına gibi) kaçınılmaz olarak bir afetle sonuçlanması gerekmediğini belirtmektedir. Bu yaklaşıma göre tehlikeler eğer yıkıcı bir etkide bulunmuşsa, afet olarak değerlendirilebilir. Yıkıcı bir etkinin olmadığı durumlarda ise bir afetten söz etmek mümkün değildir.1 Bu literatüre göre, yıkıcı bir etkinin olup olmaması ise toplumların bu tehlikelere etkilerini azaltmak için ne kadar hazırlık yaptıklarına bağlıdır. Bu çerçevede “hazırbulunuşluk” kavramı öne çıkmaktadır. Toplumlar tehlikelere ne kadar hazırlandıklarına göre, afetlere karşı daha “kırılgan” ya da daha “di rençli” olarak tasnif edilebilir. Kırılganlık seviyeleri yüksek olan toplumlarda tehlikeler daha yıkıcı sonuçlar üretecek, dirençli olan toplumlarda ise bu etkiler sınırlı olacaktır.2 Dolayısıyla, afetler “insanların eylemlerinin sonuçları”dır.3 İnsanlar tehlikelerin ortaya çıkmasını engelleyemeyebilir ama yaptıkları ha zırlıklarla tehlikelerin afete dönüşmesini engelleyebilir ya da yıkıcı etkilerini azaltabilir. Afetler insan eylemlerinin sonuçları olarak görüldüğünde, devletlerin do ğal tehlikelere karşı izledikleri politikaların afetlerle başa çıkma konusunda önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Devletlerin belirli bir toprak parçasında kanun koyma ve bu kanunlara uyulup uyulmadığını denetleme tekeline sahip olmaları, afetlerle ilgili planlama tartışmalarında onları önemli bir konuma getirmektedir.









