Sekkâkî’nin Miftâhu’l-‘ulûm Adlı Eserinde Kur’an’a Yapılan Saldırıların Müdafaası
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Bu çalışma, meşhur dil âlimi Ebû Ya‘kûb Siracüddin es-Sekkâkî’nin (ö. 626/1229) Kur’an’a saldıranlar tarafından ileri sürülen iddialara Miftâhu’l-‘ulûm adlı eserinde verdiği cevapları konu edinmektedir. Taşköprîzâde Ahmed Efendi’nin (ö. 968/1561) ilimler tasnifine dair kaleme aldığı Miftâhu’s-sa‘âde isimli kitabında Sekkâkî’yi bu iddialara verdiği cevaplar bakımından yetkin kabul etmesi, konunun onun bakış açısıyla ortaya konmasının gerekliliğine işaret eder. Sekkâkî’nin Miftâh’ta yer alan konuyla ilgili bölümde, İbn Kuteybe’nin (ö. 276/889) Te’vîlü müşkili’l-Kur’ân adlı kitabından faydalandığı görülmektedir. Ayrıca Mehmed Şâh Fenârî’nin (ö. 839/1435 [?]) Enmûzecu’l-‘ulûm ve Mehmed Emin Şirvânî’nin (ö. 1036/1627) el-Fevâidu’l-hâkâniyye adlı eserlerinde, konuya ilişkin ele alınan bilgilerin büyük çoğunlukla Miftâh’taki bilgilerle örtüştüğü dikkat çekmektedir. Müteşâbih âyetlerin yanında lafız ve anlam bakımından Kur’an’daki tekrarın i‘câz iddiasına halel getirdiği, kimi âyetlerin aruz ölçüsünde gelmesinin ve kıraatlerdeki farklılıkların onun ilahi vahiy ürünü olduğuna engel teşkil ettiği, bazı âyetlerde irab hatalarının bulunduğu, bazılarında vakıaya uygun düşmeyen hususların yer aldığı, bazı âyetler arasında ise anlam çelişkilerinin olduğu yönündeki iddiaları, onların Kur’an’a yaptıkları saldırıların belli başlılarındandır. Sekkâkî’nin bu iddialara cevapları irdelendiğinde; sarf, nahiv, iştikak, belagat, kıraat ve aruz ilimlerindeki bilgi yetersizliğinin, Kur’an’ı lafız ve anlam açısından doğru analiz etmeye engel teşkil ettiği üzerinde durduğu görülür. Şu hâlde Sekkâkî’ye göre Araplar tarafından bilindiği ve kullanıldığı gerçeğinden hareketle nüzul döneminde âyetlerin anlamlarında bir kapalılık olmadığından müteşâbih kelimelerin i‘câza mâni olmadığı kabul edilmelidir. Kur’an’daki tekrarlar, bulundukları yerler bakımından edebi inceliğe riayet etmek ve makama uygun anlamın seçilmesiyle yakından ilgilidir. Bazı âyetlerin aruz ölçüsüne denk gelmesi, onların şiir olmasını gerektirmez. Çünkü şiirde kasıt ve bilinç temel unsurdur. Âyetlerde ise böyle bir şey söz konusu değildir. Kıraat uleması tarafından muteber görülen sahih kıraatler, vahiy ürünü olduğundan yani hepsi Allah kelamı olduğundan birinin diğerine üstünlüğü olmadığı gibi, belagat açısından da her biri üst seviyededir. Kur’an’a saldıranların bazı âyetlerdeki kelimelerin ögelik konumuna itiraz etmeleri, âyetlerin gramatik tahlillerini bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. Kimi âyetlerin gerçeğe aykırı olduğunu iddia etmeleri ise bu âyetleri harfi tercüme üzerinden anlamaları sebebiyledir. Makalede konuyla ilgili bahsedilen bu iddialar ve Sekkâkî’nin verdiği cevaplar incelenmektedir.
The study examines the replies of famous linguistician Yūsuf ibn Abī Bakr al-Sakkāqī (d. 626/1229), a linguistics scholar known for his work titled Miftāh al-‘ulūm, to the claims made by those who criticized the Qur’ān. The fact that Tashkubrīzāda Ahmad ibn Mustafā (d. 968/1561) considered him competent in Miftāḥ al-sa‘āda, which he wrote about the classification of sciences to be competent in terms of his answers to these allegations. In his chapter on this issue in Miftāḥ, al-Sakkāqī quotes from Ibn Qutayba’s (d. 276/889) Te’wīl al-mushkil al-Qur’ān. It is also noteworthy that the infor-mation on this issue in Mehmed Shāh Fanārī's (ö. 839/1435 [?]) Anmūzaj al-‘ulūm and Mehmed Emin Shirwānī’s (ö. 1036/1627) al-Fawāid al-ḥāqāniyya mostly matches the ones in al-Miftāḥ. Among the defamatory claims against the divine nature of the revelation are several issues, including: the argument that repetition in the Qur’ān undermines the concept of i‘jāz (inimitability) in terms of both wording and meaning; assertions that some verses contain grammatical errors (i‘rāb mistakes); allegations of false information; contradictions in meaning among various verses; the presence of certain verses in prosodic measurements (‘arūd); variations in Qur’ānic recitations; claims that specific verses contradict established grammatical rules; and accusations that some verses conflict with reality. An examination of Sakkāqī's work in this context reveals that critics often lack a solid understanding of the sciences of syntax (nahw), morphology (sarf), derivation (ishtiqāq), rhetoric (balāghah), reading (qirāah), and prosody (‘arūd), which hinders their ability to analyze the Qur’ān’s language and meanings effectively. According to Sakkāqī, the Qur’ān was revealed in a language familiar to the Arabs, including mutashābih words that were not ambiguous at the time of revelation. The repetitions within the text convey literary meanings relevant to the Qur’ānic context and do not detract from its inimitability. Critics also challenge the grammatical structure (i‘rāb) of certain words in the Qur’ān, demonstrating a lack of proficiency in grammatical analysis. The correspondence of meaning among some verses to prosody (‘arūd) does not imply that these verses are poetry, as poetry requires intentional adherence to a specific meter, which is absent in the Qur’ānic verses. The valid qirā’ahs, as recognized by scholars, are all considered products of revelation; thus, no one qirā’ah is superior to another, and each stands at the highest level of eloquence. Another accusation involves alleged contradictions between some Qur’ānic verses and claims that certain verses are contrary to reality. However, there is no inherent contradiction in meaning among the verses of the Qur’ān, nor can it be substantiated that any of them contradicts reality. Addressing perceived contradictions necessitates consistency in dimensions such as time, place, and purpose, which is often lacking in the verses cited by critics.









