Sultan II. Bayezid Dönemi Osmanlı Uleması ve İlim Hayatı Üzerine Gözlemler
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Sultan II. Bayezid (1481-1512) tahta çıktığında, Fatih Sultan Mehmet’ten miras aldığı sadece Balkanlardan Fırat Nehri’ne uzanan, teşkilatlı bir devlet ve memleket değildi. Bu miras aynı zamanda üstün bir yönetici kadrosu, bilgili bir ulema zümresi ve köklü bir ilim geleneğini de içermiştir.230 Fatih'in kurduğu Sahn-ı Seman Medreseleri, Osmanlı eğitim sisteminde ses getiren bir gelişme olmuş ve Osmanlı payitahtına gelen bilginler ile düzenlenen münazaralar sayesinde ilimde büyük bir verimlilik sağlanmıştır. Sultan II. Bayezid de bu mirası geliştirmeye çok gayret etmiş, payitahtta cami, medrese, türbe, hamam vb. birimlerden oluşan ve yapımı 1505 yılında tamamlanan kendi ismiyle anılan çok kompleksli bir külliye inşa ettirmiştir.231 Bayezid Medresesi'nin vakfiyesinde, medresede şeyhülislamların ders vermesi şart koşulmuş ve ilk ders veren Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi olmuştur.232 Bu durum, külliyenin bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, Osmanlı'nın dini ve siyasi elitini yetiştiren önemli bir merkez olduğunu göstermiştir. Şüphesiz Sultan II. Bayezid Külliyesi, Fatih Sultan Mehmet’in mirasını devam ettiren ve Osmanlı’nın altın çağı olarak kabul edilen bir dönemde inşa edilmiş önemli bir eserdir. Sultan II. Bayezid, saltanatı devraldıktan sonra kendi adına külliyeler inşa ettirmiştir. İlk olarak 1484 yılında Amasya’da II. Bayezid Külliyesi’ni yaptırmış ve vakfiyesinde, müftü olan bilginlerin burada ders vermesini şart koşmuştur.233 Amasya’dakinin hemen ardından 1484 1488 yılları arasında Edirne Külliyesi’ni tamamlatmıştır. Nihayetinde, II. Bayezid 1501-1505 yılları arasında İstanbul’da bir külliye inşa ettirerek, Amasya, Edirne ve İstanbul gibi üç büyük merkezde üç önemli mimari eser inşa ettiren bir Osmanlı hükümdarı olmuştur. Toplumsal, iktisadi ve ilmi faaliyetlerin merkezi olan bu külliyelere rağmen, yine de Fatih dönemindeki ruh ve heyecanın tam anlamıyla devam etmediğine yönelik beyanlar da mevcuttur. Özellikle dönemin önemli âlimlerinden biri olan Molla Lütfi’nin haksız yere idam edilmesi gibi bazı olumsuzluklar, Sultan Bayezid’in bilim ve bilim insanı hamiliğine gölge düşürmüştür. Ancak Sultan II. Bayezid’in Türk dili ve edebiyatına olan sevgisi ve hizmeti her türlü takdirin üzerindedir. İdris-i Bitlisi’nin Heşt Bihişt’ini sunduğunda büyük bir sevinç duymakla birlikte, Osmanlı tarihinin Farsça yazılmasından dolayı bir burukluk hissetmiştir. Daha sonra Kemalpaşazade’nin mükemmel bir Türkçe ve üslupla Tevarih-i Al-i Osman'ı takdim etmesiyle sınırsız bir mutluluk duyduğunu çevresiyle paylaşmıştır.









