Renkle Gelen Üslup: Âşık Derdiçok’un Şiirlerinde Renk Kullanımı

dc.contributor.authorDerdiçok, Nükte Sevim
dc.contributor.authorDerdiçok, Nükte Sevim
dc.date.accessioned2025-04-20T10:46:13Z
dc.date.available2025-04-20T10:46:13Z
dc.date.issued2023en_US
dc.departmentİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesien_US
dc.descriptionProf. Dr. Mustafa Arslan Armağanı / Editörler:Prof. Dr. Adem ÖGER, Doç.Dr. Mehmet Surur ÇELEPİ -- PA Paradigma Akademi Yayınları -- ISBN:978-625-6579-73-6 -- Ekim 2023.en_US
dc.description.abstractOrtaya çıkışı ve gelişim sürecini belirlemenin bir hayli güç olduğu âşık edebiyatı için 15. yüzyıl hazırlık, 16. yüzyıl başlangıç, 17. yüzyıl ise gelişme ve olgunlaşma dönemi olarak kabul edilebilir. 18. yüzyıl ise, âşık tarzından uzaklaşmanın yaşandığı ve bunu takiben çok güçlü temsilcilerin yetişemediği 19. ve 20. yüzyılları beraberinde getirmektedir. Âşık edebiyatının tarihsel seyrini bu şekilde özetlemek mümkün olsa bile 19. ve 20. yüzyıllarda da bu tarzın önemli temsilcilerinin yetiştiğini söylemek gerekir (Oğuz vd. 2008, s. 235-252). Âşık edebiyatının 20. yüzyıl temsilcilerinden biri Âşık Derdiçok’tur. Asıl adı Ömer Lütfi olan âşık, 1874 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinin Kızılcaoba mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan’ın Balıkçıl köyünde yıllarca imamlık yapmış, Hafız Tıfıloğullarından Hafız Mehmet Efendi’dir. Annesi ise Hatun Hanım’dır. Kalabalık bir ailede dünyaya gelen Ömer Lütfi, on iki kardeşten hayatta kalan tek çocuktur. Kadirî tarikatı mensubu olan Hafız Mehmet, küçük yaşta annesini kaybeden oğlu Ömer Lütfi’yi kendisi gibi bir din adamı olarak yetiştirmek ister. Bunun üzerine Lütfi, babasının yanında hafızlığa başlar ve Kur’an’ın yirmi dokuz cüzünü ezberler. Çevrenin tabiat ve ekonomik şartları yüzünden ileri bir öğrenim göremeyen âşık, on üç yaşına kadar bizzat babasından ders alır. Lâkin baba mesleğine ısınamadığı için deyiş söylemeyi ve saz çalmayı bırakamaz. Sesi güzel olan ve Kur’an okumayı çok seven Ömer Lütfi’yi babası bütün dinî toplantılara götürür. Özellikle Kadirî tarikatına mensup din adamlarının toplanıp zikir çektikleri, Afşin’in Eminli köyünde bulunan Eshab-ı Kehf’e gittiklerinde âşık da mutlaka yanlarında bulunur. Rivayete göre; Eshab-ı Kehf’e gittikleri bir gün babası Lütfi’yi Kıtmir taşının bulunduğu yere yatırır. Burası dilek sahipleri hastalar ile dertlilerin yattıkları ve Yedilerin yardımını bekledikleri bir mağaradır. Ömer Lütfi, burada yatar ve uyur. Rüyasında Yedilerden Yemlihâ’yı görür. Yemlihâ onun ağzına bir tulumdan kum darısı döker ve ona: “Oğlum Lütfi! Bundan sonra senin adın Derdiçok’tur. Dertlerini şiirle söylemek için dilindeki bağı çözdüm. Bu tulumdan şu darı nasıl akıyorsa, ağzından da deyişler öylece akacaktır.” der. Rüyasından şaşkın ve korkmuş bir hâlde uyanan âşık, kendine gelince gördüklerini hatırlar. Bunun üzerine kendini denemek ister ve ilk şiiri ağzından çıkmış olur. Hafızlığı yanında şairliği ile de bilinen Hafız Mehmet, oğlunun söylediği koşmayı duyunca bu durumdan hiç hoşlanmaz; çünkü oğlunun kendisi gibi hoca ve âlim bir tarikat ehli olmasını istemektedir. Fakat Ömer Lütfi, on beş yaşında âşık olmuştur ve gördüğü her güzel şeye, özellikle kadınlara, şiirler söyler. Babasının âşıklığına karşı çıkması üzerine Elbistan’dan ayrılıp Afşin’e gider. Afşin’in bazı köylerinde imamlık yapar; ancak bir imamın aynı zamanda saz çalıp deyişler söylemesi hoş karşılanmaz. Bunun üzerine âşık, imamlığı bırakır ve babasının yanına geri döner. Yirmi üç yaşından sonra ise tamamen şiirle ilgilenir. Büget köyündeki bir düğünden dönerken zatürreye yakalanan Âşık Derdiçok, 1937 yılında vefat eder. Öldüğünde Ali, Seher, Fadime ve Güllüzar adlı dört çocuğu hayattadır. Sonraki dönemlerde Ali dışındaki çocukları da ölmüş; hayatta kalan tek çocuğu Ali Derdiçok da 2002 yılında vefat etmiştir. Âşık Derdiçok’un Tanır Kasabası’ndaki kaybolan mezarının bulunması ve bulunduktan sonra bir anıt mezar olarak yapılmasını gündeme getiren Elbistan’ın Sesi Gazetesi köşe yazarlarından Arif Bilgin sayesinde âşığın mezarı, 2008 yılında bulunmuş ve yapımına başlanmıştır. On beş yaşında şiir söylemeye başlayan Derdiçok, buna ömrünün sonuna kadar icap ettiği sürece devam etmiştir (Taşkın, (?), s. 4; Demir, 1993, s. 11-12; Avcı, 2008, s. 122; Bilgin, 2008).Âşık Derdiçok, genellikle gördüğü güzellikler, güzeller hakkında dörtlükler kaleme almış; bunun yanı sıra toplumsal eleştiri ve yaşadığı birtakım talihsiz hadiseleri dile getirdiği şiirler ortaya koymuştur. Şiirlerinde dikkat çeken unsurlardan biri ise renkleri sıklıkla kullanması; anlam yoğunluğu ortaya koymak için hemen her şiirinde renklere başvurmuş olmasıdır. Özellikle güzeller için söylediği dörtlüklerde renkleri güzellik unsuru olarak sıklıkla kullanmıştır.en_US
dc.identifier.endpage324en_US
dc.identifier.orcid0000-0002-3020-3226en_US
dc.identifier.startpage305en_US
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/20.500.12436/7423
dc.institutionauthorDerdiçok, Nükte Sevim
dc.language.isotr
dc.publisherPA Paradigma Akademi Yayınlarıen_US
dc.relation.ispartofProf. Dr. Mustafa Arslan Armağanıen_US
dc.relation.publicationcategoryKitap - Uluslararasıen_US
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/closedAccessen_US
dc.titleRenkle Gelen Üslup: Âşık Derdiçok’un Şiirlerinde Renk Kullanımıen_US
dc.typeBook Part
dspace.entity.typePublication
relation.isAuthorOfPublication6950926d-20b5-42af-ad18-9009ce030edf
relation.isAuthorOfPublication.latestForDiscovery6950926d-20b5-42af-ad18-9009ce030edf

Dosyalar

Orijinal paket

Listeleniyor 1 - 1 / 1
Yükleniyor...
Küçük Resim
İsim:
renkle-gelen-uslup-U-K.pdf
Boyut:
1.2 MB
Biçim:
Adobe Portable Document Format
Açıklama:
Book chapter / Kitap bölümü