Doğu’da ve Batı’da Mâşuk: Leylâ Ve Juliet tipleri üzerinden iki farklı medeniyetin kadına bakışı

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Araştırma projeleri

Organizasyon Birimleri

Dergi sayısı

Özet

Eflatun tarafından “Doğumsuz, ölümsüz, artmaz, eksilmez bir güzellik ” olarak tanımlanan aşk, dünyanın her yerinde edebiyatın, özellikle de şiirin en önemli temasıdır. Bu güzelliği dünya edebiyatları içerisinde en uzun süre konu edinen, her yönüyle inceleyen geleneklerinden biri de İslam medeniyetinin şekillendirdiği Divan edebiyatı geleneğidir. Çalışmamızın amacı Divan edebiyatının aşk üzerine yazılmış şaheseri kabul edilen Fuzulî'nin Leylâ ve Mecnun mesnevisi ile İngiliz edebiyatının büyük ustası Shakespeare'in romantik tragedyası Romeo ve Juliet'i kadını ele alış yönüyle mukayese etmek ve aynı yüzyılda (16.yüzyıl) yaşamış bu iki önemli söz ustasının kadına bakış açılarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan'ın eserin kütüphanelerde mevcut yazma nüshalarını gözden geçirerek hazırladığı “Fuzulî Leylâ ve Mecnun” adlı kitabı ile Özdemir Nutku’nun Türkçeye kazandırdığı "William Shakespeare, Romeo ve Juliet" çevirisi esas alınmıştır. Leylâ ve Mecnun mesnevisi kadına bakış açısı yönüyle incelendiğinde mesnevinin daha başında kadın ve erkek arasındaki farklılık göze çarpar. Mecnun olağanüstü özelliklere sahip ve herkesin gözü gibi baktığı bir çocukken Leylâ'nın hiçbir özelliğinden bahsedilmez. Leylâ bu aşkın taraflarından biri olması hasebiyle Mecnun'un hayatında vardır. Aynı zamanda erkeğin aşk vadisinde ilerlemesi için de bir basamaktır. Ayrılığın hüznüyle kendisini çöllere vurarak toplumdan soyutlanmış bir şekilde yaşayan melamet (kınama, ayıplama) korkusu olmayan Mecnun'un karşısında, eve kapanarak sosyal hayatın içinde yaşamaya devam eden ve melametin tutsağı olmuş bir Leylâ vardır. Romeo ve Juliet ise şiddeti yaşamın bir parçası hâline getiren toplumsal gerilimi ve uzlaşmazlığı yansıtan bir trajedidir . Eserde, aşkı yaşamın bir ışığı olarak gören bu uğurda toplumun değer yargılarını hiçe sayan ve onlara kafa tutan Juliet karakteri ailesinin baskısına rağmen Romeo ile sonuna dek beraber olmaktan vazgeçmez ve aileye itaatsizliğinin sonucu ölümü seçer. Bireylerin cinsiyetinin toplumlarda ne ölçüde bir ayrıcalık öğesi olduğu insan türünün doğası ile ilgili değil, o toplumun kültürel ve tarihî özellikleri ile ilgilidir. Bu çalışmayla iki farklı medeniyetin kadına bakış açısının; toplumların var olan değer yargıları, tarihsel geçmişleri ve kültür özelliklerinden kaynaklandığı gerçeği vurgulanarak kadının edebiyata yansıma biçimi de açıklanmış olacaktır.

Love, which is defined by Eflatun as an existing, everlasting and standing beauty, is the most important theme of literature and especially poetry. This beauty comes into the picture for a long time and is seen from different angles in the custom of Divan Literature which is structured by Islamic civilization. The purpose of this study is to compare Leylâ and Mecnun Masnawi by Fuzulî (which is seen as a masterpiece of Divan Literature on love) with Romeo and Juliet (which is put down on paper as a romantic tragedy by man of letters, Shakespeare) in terms of treatment towards women and, to show the point of views towards women by Fuzulî and Shakespeare who lived in the same century (16th century). This study is predicated on Fuzulî Leylâ and Mecnun (which is a literary work by Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan) and translation of William Shakespeare Romeo and Juliet by Özdemir Nutku. When the masnawi Leylâ and Mecnun is examined in terms of vantage point to women, the difference between men and women is realised at first glance. Mecnun was an attraction center as a child and he has extraordinary talents. On the other hand there is no information about Leylâ’s characteristic properties. The reason of Leylâ’s existence in Mecnun’s life is just being one side of this love and she is considered as a step carrying Mecnun in his love further. Mecnun does not have any fear of being cesured by society while living his pain in deserts. At the same time Leylâ lives her love pain in her home and in censuring society. Romeo and Juliet is a tragedy reflecting the social tension and friction which render violence a part of life. In these work, the character of Juliet who perceives “love” as “the light of life” and disregards challengingly the value judgments of society doesn’t pass on being with Romeo till the very end, despite the pressure of her family, and chooses the death as a result of her disobedience. To what extent the genders of the individuals is a privilege factor in societies is not about the nature of the hominid line. It is about the cultural and historical features of that society. By means of this study, the reality of two different civilizations’ perspectives of “women” originated from the existent values of societies, their historical backgrounds and cultural features would be emphasized and also the reflection style of women in “literature” would be explained.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Medeniyet, Aşk, Kadın, Leylâ ve Juliet, Civilization, Love, Women, Leylâ and Juliet

Kaynak

Uluslararası Medeniyet ve Kadın Kongresi

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye

GÜNEŞ, Ö. (2014). Doğu da Ve Batı da Mâşuk Leylâ Ve Juliet Tipleri Üzerinden İki Farklı Medeniyetin Kadına Bakışı. Presented at the Uluslararası Medeniyet ve Kadın Kongresi, Ankara.

Onay

İnceleme

Ekleyen

Referans Veren