İbnü'l-Arabî Öncesi Tasavvuf Klasiklerinde Dua
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Tasavvuf düşüncesinde dua, kulun Allah'a yönelerek O'na teslimiyetini ve bağlılığını ifade ettiği ibadetlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu ibadet, bireyin mânevî gelişim sürecinde Allah Teâlâ'ya olan yakınlığını arttıran temel unsurlardan biridir. Dua, kalpte muhabbetin yeşermesine vesile olan, Hakk'ın huzûrunda bulunma bilincini sürekli kılan ve Rabbin rahmetine yönelerek ubûdiyet şuurunu pekiştiren bir yakarış olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, sûfîlerin seyr u sülûk yolculuklarında önemli bir yere sahip olan dua kavramını, İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) öncesi tasavvuf klasiklerinde ele alınış biçimiyle incelemektedir. Araştırmada, sûfîlerin dua kavramına yönelik yaklaşımları değerlendirilmiş ve bu kavramın tasavvuf literatüründeki yeri analiz edilmiştir. Literatür taraması ve doküman analizi yöntemleriyle gerçekleştirilen bu çalışma, sûfîlerin dua anlayışına ilişkin tasavvuf literatürüne özgün bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Tasavvuf klasiklerinin incelenmesi neticesinde, duanın yalnızca bir talep ifadesi olmadığı, aynı zamanda ilâhî aşka duyulan özlemi güçlendirmede önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, duanın bireyin kendi varlığını fânî kılarak Hakk'ın varlığında yok olma ve vuslat arzusunu dile getirme gibi derûnî mânâlar ihtivâ ettiği anlaşılmıştır. Ayrıca, duanın tövbe, zikir, sabır, tevekkül, şükür, rızâ ve tevessül gibi tasavvufî kavramlarla ilişkisi ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, bu çalışmada belirlenen klasik eserler bağlamında her bir eserde dua kavramının nasıl ele alındığı tespit edilmiştir.
Tasavvuf düşüncesinde dua, kulun Allah'a yönelerek O'na teslimiyetini ve bağlılığını ifade ettiği ibadetlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu ibadet, bireyin mânevî gelişim sürecinde Allah Teâlâ'ya olan yakınlığını arttıran temel unsurlardan biridir. Dua, kalpte muhabbetin yeşermesine vesile olan, Hakk'ın huzûrunda bulunma bilincini sürekli kılan ve Rabbin rahmetine yönelerek ubûdiyet şuurunu pekiştiren bir yakarış olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, sûfîlerin seyr u sülûk yolculuklarında önemli bir yere sahip olan dua kavramını, İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) öncesi tasavvuf klasiklerinde ele alınış biçimiyle incelemektedir. Araştırmada, sûfîlerin dua kavramına yönelik yaklaşımları değerlendirilmiş ve bu kavramın tasavvuf literatüründeki yeri analiz edilmiştir. Literatür taraması ve doküman analizi yöntemleriyle gerçekleştirilen bu çalışma, sûfîlerin dua anlayışına ilişkin tasavvuf literatürüne özgün bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Tasavvuf klasiklerinin incelenmesi neticesinde, duanın yalnızca bir talep ifadesi olmadığı, aynı zamanda ilâhî aşka duyulan özlemi güçlendirmede önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, duanın bireyin kendi varlığını fânî kılarak Hakk'ın varlığında yok olma ve vuslat arzusunu dile getirme gibi derûnî mânâlar ihtivâ ettiği anlaşılmıştır. Ayrıca, duanın tövbe, zikir, sabır, tevekkül, şükür, rızâ ve tevessül gibi tasavvufî kavramlarla ilişkisi ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, bu çalışmada belirlenen klasik eserler bağlamında her bir eserde dua kavramının nasıl ele alındığı tespit edilmiştir.









